BURDUR İLİ TARİHİ VE TARİHİ ESERLERİ
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BURDUR
burdur
türkiye burdur
burdur türkiye
BURDUR İLİ TARİHİ YERLERİ
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BURDUR
burdur
türkiye burdur
burdur türkiye
BURDUR İLİ TARİHİ YERLERİ
KAHRAMAN SAVAŞÇILARIN VE HIZLI ATLARIN ŞEHRİ KİBYRA
Kahraman Savaşçıların ve Hızlı Atların Şehri Kibyra
Kahraman Savaşçıların ve Hızlı Atların Şehri Kibyra
Antalya-Denizli yol güzergahında Çavdır ilçesi yol kavşağından geçiyorsanız, Gölhisar ilçesi ve Kibyra Antik Kentine uğramanızı tavsiye ediyoruz.
GÖLHİSAR, serin havasıyla turistlere yaz dönemi tatil imkanı sunarken, Böğrüdelik yaylası ve Yapraklı barajı ile ilginizi çekebilecek mekanlara sahiptir.

GÖLHİSAR, serin havasıyla turistlere yaz dönemi tatil imkanı sunarken, Böğrüdelik yaylası ve Yapraklı barajı ile ilginizi çekebilecek mekanlara sahiptir.

Bu bina kışın tiyatro ve mahkeme binası olarak hizmet vermiştir. Orkestranın tam merkezinde kırmızı, yeşil ve beyaz mermerlerden yapılmış, yılanlardan oluşan saçları ve insanları taşa çeviren bakışlarıyla Medusa başı Anadolu’da değil dünyada tektir. Meclis binası Efes’teki meclis binasından daha büyüktür. Bunun yanında anıt mezarları, bazalikaları, agorası, hamamı ve sağlam durumdaki tiyatrosu ile şehir görenleri büyülemektedir.
Meclis binası, zemindeki Medusa başını ve Kibyra Antik kentini görmenin bir ayrıcalık olduğunun farkına varacaksınız.

Meclis binası, zemindeki Medusa başını ve Kibyra Antik kentini görmenin bir ayrıcalık olduğunun farkına varacaksınız.
SAGALASSOS
Ağlasun İlçesini ve Sagalassos antik Kentini görmeye sizleri çekebilecek pek çok neden bulabilirsiniz.
Ağlasun ilçesinin girişinde yemyeşil bir ova sizleri karşılar. Sagalassos’un önündeki bu ovada kiraz, ceviz, organik sebze ve meyveler, özellikle Yeşilbaş beldesindeki alabalık tesisleri, cana yakın ve misafirperver
Ağlasun halkına hayran kalırsınız. Ağaçlar arasında yer yer görünen evler iç turizme dönük yayla turizmi kapsamında ağırlığı Antalya’dan gelen yerli turistlerin yaz aylarını geçirdikleri mekanlar olmuştur.
Sagalassos; aşkların, ihtirasların ve imparatorların gözde şehri. Torosların eteklerinde kurulu şehri tekrar tekrar görmek isteyeceksiniz. Bulutların arasındaki şehirde girişte konutlar, aşağıda hamam, aşağı Agora(çarşı), seramik üretim merkezi sizi karşılar.
Daha yukarı doğru ilerledikçe sağ tarafta tiyatro, neon kütüphanesi şehrin merkezinde yukarı agora meclis binası kilise sol üst tarafta Heroon sizi içine çeker. Bir anda kendinizi Roma döneminde buluverirsiniz.
Yoğun kalabalık bir kült kenti Sagalassos Yukarı Agorada hararetli siyasi konuşmalar, güçlü roma imparatorlarının emirleri senato, ağıdan Macellumdan butiklerden pazaryerinden sesleri duyar gibi olursunuz. Antoninler çeşmesinden su içen ve birbirlerinin gözlerinde kaybolan aşıklar sizlere hoş bir duygu yaşatır.
SAGALASSOS Antik Kenti; Burdur ili, Ağlasun ilçesi, Güneybatı Torosların güneye bakan yamaçları üzerinde 1490-1600 metreler arasında yer alan kentin en önemli özellikleri arasında Romanın beş önemli seramik üretim merkezlerinden biri olması da vardır. Şehir,Romanın en iyi imparatorlarından beşincisi olan İmparator
HADRİAN (M.S. 2. yy.)döneminde ekonomik siyasi ve sosyal anlamda en iyi dönemini yaşamıştır. Şehrin şehir plancılığı açısından sekillenme yöntemi ile imarı ve 1000 yıllık seramik üretim merkezi olma özelliği 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası geçici listesine girmesini sağlamıştır.

1989’dan yılında başlayan 1990 senesinde bu yana Prof. Dr. Marc WAELKENS başkanlığında yürütülen, kazılarda pek çok yapı ve eser ortaya çıkarılmıştır. 2007 ve 2008 yılarındaki kazılarda ortaya çıkan ve 5 metre civarında boyu olabileceği tahmin edilen İmparator
MARCUS ,AURELİUS , VE İMPARATOR HADRİAN A AİT HEYKELLER,
, gören insanları büyülemeye yetmektedir. Burdur Arkeoloji müzesinde turistlerin ilgisine sunulmuştur. Sagalassos, küçük Asya'da belki de günümüze terk edildiği günden günümüze zarar görmeden en iyi koruna gelmiş antik yerleşimlerden biridir.

Sagalassos antik kentinin yazılı kaynaklardan bilinen tarihi, BÜYÜK İSKENDERr’in M.Ö. 333 yılındaki fethi ile başlar. İskender’in ölümünün ardından kent, kısa bir süre seleflerinin idaresinde kalır. M.Ö. 281 itibariyle, Seleukoslar’ın kontrolü altına girer. M.Ö. 188-133 yılları arasında Attaloslar'ın Bergama Krallığı’nın parçası olur. M.Ö. 129’dan itibaren çeşitli Roma eyaletleri içine dâhil edilen Sagalassos, son olarak M.Ö 39’da Roma’nın Galatya eyaletinin en önemli kenti olur. M.S. 5.–7.yy'larda, ardı ardına gelen depremler ve özellikle Arap saldırıları ile bölgenin nüfus yitirmesine paralel olarak Sagalassos terk edilme sürecine girer.

Sagalassostan,sizi sürükleyen şehri tekrar görmeye ve gördüklerinizi dostlarınızla paylaşmaya yönlendiren pek çok nedeniniz olduğunun farkına varak ayrılacaksınız.
Ağlasun İlçesini ve Sagalassos antik Kentini görmeye sizleri çekebilecek pek çok neden bulabilirsiniz.
Ağlasun ilçesinin girişinde yemyeşil bir ova sizleri karşılar. Sagalassos’un önündeki bu ovada kiraz, ceviz, organik sebze ve meyveler, özellikle Yeşilbaş beldesindeki alabalık tesisleri, cana yakın ve misafirperver

Ağlasun halkına hayran kalırsınız. Ağaçlar arasında yer yer görünen evler iç turizme dönük yayla turizmi kapsamında ağırlığı Antalya’dan gelen yerli turistlerin yaz aylarını geçirdikleri mekanlar olmuştur.
Sagalassos; aşkların, ihtirasların ve imparatorların gözde şehri. Torosların eteklerinde kurulu şehri tekrar tekrar görmek isteyeceksiniz. Bulutların arasındaki şehirde girişte konutlar, aşağıda hamam, aşağı Agora(çarşı), seramik üretim merkezi sizi karşılar.

Daha yukarı doğru ilerledikçe sağ tarafta tiyatro, neon kütüphanesi şehrin merkezinde yukarı agora meclis binası kilise sol üst tarafta Heroon sizi içine çeker. Bir anda kendinizi Roma döneminde buluverirsiniz.

Yoğun kalabalık bir kült kenti Sagalassos Yukarı Agorada hararetli siyasi konuşmalar, güçlü roma imparatorlarının emirleri senato, ağıdan Macellumdan butiklerden pazaryerinden sesleri duyar gibi olursunuz. Antoninler çeşmesinden su içen ve birbirlerinin gözlerinde kaybolan aşıklar sizlere hoş bir duygu yaşatır.

SAGALASSOS Antik Kenti; Burdur ili, Ağlasun ilçesi, Güneybatı Torosların güneye bakan yamaçları üzerinde 1490-1600 metreler arasında yer alan kentin en önemli özellikleri arasında Romanın beş önemli seramik üretim merkezlerinden biri olması da vardır. Şehir,Romanın en iyi imparatorlarından beşincisi olan İmparator

HADRİAN (M.S. 2. yy.)döneminde ekonomik siyasi ve sosyal anlamda en iyi dönemini yaşamıştır. Şehrin şehir plancılığı açısından sekillenme yöntemi ile imarı ve 1000 yıllık seramik üretim merkezi olma özelliği 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası geçici listesine girmesini sağlamıştır.
1989’dan yılında başlayan 1990 senesinde bu yana Prof. Dr. Marc WAELKENS başkanlığında yürütülen, kazılarda pek çok yapı ve eser ortaya çıkarılmıştır. 2007 ve 2008 yılarındaki kazılarda ortaya çıkan ve 5 metre civarında boyu olabileceği tahmin edilen İmparator

MARCUS ,AURELİUS , VE İMPARATOR HADRİAN A AİT HEYKELLER,
, gören insanları büyülemeye yetmektedir. Burdur Arkeoloji müzesinde turistlerin ilgisine sunulmuştur. Sagalassos, küçük Asya'da belki de günümüze terk edildiği günden günümüze zarar görmeden en iyi koruna gelmiş antik yerleşimlerden biridir.
Sagalassos antik kentinin yazılı kaynaklardan bilinen tarihi, BÜYÜK İSKENDERr’in M.Ö. 333 yılındaki fethi ile başlar. İskender’in ölümünün ardından kent, kısa bir süre seleflerinin idaresinde kalır. M.Ö. 281 itibariyle, Seleukoslar’ın kontrolü altına girer. M.Ö. 188-133 yılları arasında Attaloslar'ın Bergama Krallığı’nın parçası olur. M.Ö. 129’dan itibaren çeşitli Roma eyaletleri içine dâhil edilen Sagalassos, son olarak M.Ö 39’da Roma’nın Galatya eyaletinin en önemli kenti olur. M.S. 5.–7.yy'larda, ardı ardına gelen depremler ve özellikle Arap saldırıları ile bölgenin nüfus yitirmesine paralel olarak Sagalassos terk edilme sürecine girer.

Sagalassostan,sizi sürükleyen şehri tekrar görmeye ve gördüklerinizi dostlarınızla paylaşmaya yönlendiren pek çok nedeniniz olduğunun farkına varak ayrılacaksınız.
Çay kenarındaki düz alanda kurulan Tirkemiş sel baskınlarından ve çevresindeki bataklıklar nedeniyle de sıtmadan etkilenirler. Aşiret reisi aile reislerini de yanına alarak yeni yer aramaya başlarlar. Yine çay kenarında Alan Pazarı mevkiinin yeni yerleşim merkezi olarak uygun olduğuna karar verilir.
Aşiret reisi aile reislerini “Sen burada dur!, sen burada dur!” diyerek yerleştirir. “Burada dur” sözü zamanla aşiret halkı arasında “Burdur” olarak telaffuz edilmeye başlanır. Başka bir rivayete göre Burdur’un ilk sakinleri, yerleşmek için yer ararlarken, içlerinden bir heyet, münasip bir yer bulmak için bazı denemelere girişirler.
Ellerine bir ciğer alarak, göl kıyısına bırakırlar ve ikinci gün bakarlar ki, ciğer kokuşmuş. Başka bir ciğeri bugünkü bağ ve bahçelerin bulunduğu yere koyarlar ve bu ciğerde, üç gün sonra kokuşur. Buranın da yaşamaya elverişli olmadığını gören heyet, bu defa ciğeri bugünkü Ulu Cami’nin bulunduğu yere koyarlar. Ciğer burada sekiz günde kokuşur. Bu olay üzerine en sıhhi ve elverişli yerin burası olduğunu anlayarak, “Burada durulur” derler. Bunun üzerine şehrin adı “Burdur” olur .

Aşiret reisi aile reislerini “Sen burada dur!, sen burada dur!” diyerek yerleştirir. “Burada dur” sözü zamanla aşiret halkı arasında “Burdur” olarak telaffuz edilmeye başlanır. Başka bir rivayete göre Burdur’un ilk sakinleri, yerleşmek için yer ararlarken, içlerinden bir heyet, münasip bir yer bulmak için bazı denemelere girişirler.
Ellerine bir ciğer alarak, göl kıyısına bırakırlar ve ikinci gün bakarlar ki, ciğer kokuşmuş. Başka bir ciğeri bugünkü bağ ve bahçelerin bulunduğu yere koyarlar ve bu ciğerde, üç gün sonra kokuşur. Buranın da yaşamaya elverişli olmadığını gören heyet, bu defa ciğeri bugünkü Ulu Cami’nin bulunduğu yere koyarlar. Ciğer burada sekiz günde kokuşur. Bu olay üzerine en sıhhi ve elverişli yerin burası olduğunu anlayarak, “Burada durulur” derler. Bunun üzerine şehrin adı “Burdur” olur .
Halk arasında anlatılan bir rivayete göre de, Horasan’dan Anadolu’ya göç eden bir Türkmen aşiretinin âmâ, yaşlı reisi vardır. Aşiret, şehrin şimdiki bulunduğu yere geldiğinde yaşlı reis oğluna seslenir: “Oğul burnuma güzel kokular gelir. Anlaşılan burası hem sulak, hem de bağlık bir yerdir.
Burada dur, burada ilini kur!” der. Bu yerin adı da zamanla “Burdur” olarak değişir.
“Burdur” isminin “Burada dur” dan geldiği, bu deyimin yer aldığı rivayetlerin fazlalığından anlaşılmaktadır. Ancak bu rivayetlerin sadece Selçuklular dönemine ait olanlarının doğruluk payı büyüktür. Zira Hamidoğulları zamanında ( Hicri 725 - Miladi
1325) Burdur’a gelen ünlü Arap seyyahı İbn-i Batuta Burdur’un ismini ( Birdir ) olarak yazmıştır. Bu nedenle Hamidoğulları ve daha sonraki dönemlere ait rivayetlerin hiçbir geçerliliği yoktur.

1325) Burdur’a gelen ünlü Arap seyyahı İbn-i Batuta Burdur’un ismini ( Birdir ) olarak yazmıştır. Bu nedenle Hamidoğulları ve daha sonraki dönemlere ait rivayetlerin hiçbir geçerliliği yoktur.
* 1926–1927 Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesi, s. 734. 1967 Burdur İl Yıllığında; Korkut Han’ı yakalamaya gelen Teke Beyi Kasım halkı toplar ve Korkut Han’ın nerede olduğunu sorar.
Bu soruş şekli çok şiddetli ve celallidir. “Sultan Korkut ere buldur!... Buldur!” diye defalarca bağırır. Hatta Burdur Beyi’ni halkın huzurunda kırbaçlattığı rivayet olunur. Orada bulunanlara “Buldur” kelimesi o kadar tesir etmiştir ki, buranın isminin “Buldur” olarak bu hadiseden geldiği rivayet olunur.(Burdur 1967 İl Yıllığı, s.110).

Bu soruş şekli çok şiddetli ve celallidir. “Sultan Korkut ere buldur!... Buldur!” diye defalarca bağırır. Hatta Burdur Beyi’ni halkın huzurunda kırbaçlattığı rivayet olunur. Orada bulunanlara “Buldur” kelimesi o kadar tesir etmiştir ki, buranın isminin “Buldur” olarak bu hadiseden geldiği rivayet olunur.(Burdur 1967 İl Yıllığı, s.110).
İlimizin tarihi; Neolotik Çağa kadar inmektedir.1957-1960 yılları arasında Prof.J.Mellaart tarafından Hacılar’da yapılan kazılarda Neolitik kültürün bütün ayrıntılarını ortaya çıkarmıştır. Bu bulgular M.Ö.7000 yıllarına inmektedir. Yine 1978-1988 yılları arasında Kuruçay Höyükte ve 1989-1992 yılları arasında Bucak Höyücek
Höyükte Prof.Dr.Refik DURU tarafından yapılan kazılarda da Neolitik çağın kültürüne rastlanılmıştır. Bu çağın en önemli özelliği: İnsanların,hayvanları evcilleştirmesi,çanak-çömlek yapımını öğrenmiş bulunmasıdır. Anadolu’nun ilk heykelcikleri olarak bilinen ANA İLAHE’yi temsil eden pişmiş toprak figürünler ve süs eşyaları Neolitik Çağda Hacıların en önemli eserleridir.

Höyükte Prof.Dr.Refik DURU tarafından yapılan kazılarda da Neolitik çağın kültürüne rastlanılmıştır. Bu çağın en önemli özelliği: İnsanların,hayvanları evcilleştirmesi,çanak-çömlek yapımını öğrenmiş bulunmasıdır. Anadolu’nun ilk heykelcikleri olarak bilinen ANA İLAHE’yi temsil eden pişmiş toprak figürünler ve süs eşyaları Neolitik Çağda Hacıların en önemli eserleridir.
Kalkolitik Çağ; Neolitik çağdan sonra gelen M.Ö.5400-3000 yılları arasındaki çağdır. Bu çağda taş,kemik ve ağaç aletlerin yanısıra,madenin de kullanılmaya başlanmış olması bu çağın en önemli özelliğidir.
Kuruçay Höyükte bulunan madeni keskiler,ok uçları gibi aletler çağın özelliğini yansıtırlar. Ayrıca Uğurlu Höyük,Kızılkaya Höyük,Karamanlı Çamur Höyük,Tefenni Beyköy Höyükte bu çağı destekleyen malzemeler elde edilmiştir.M.Ö. 3000-2000 yılları arasına tarihlenen
Eski Tunç Çağında,medeniyet daha gelişmiş,taş aletlerin yerini tunçtan yapılan aletler almıştır. Çağın özelliklerini yansıtan bir başka grup da,pişmiş toprak ve mermerden yapılmış keman tipi idollerdir.
İlimizde Yassıgüme Höyük,Burdur Höyük,İncirdere Höyük,Tepecik Höyük gibi yerleşim yerlerinde eski tunç çağı malzemesi yaygın olarak tespit edilmiştir.İlimiz, bugünkü sınırları ile Isparta ve Antalya illerini de içine alan antik PİSİDİA bölgesinde kalmaktadır. Bu bölge Pers döneminin ortalarına kadar karanlıkta kalmış,henüz
aydınlatılamamıştır. Bölge, M.Ö. 2000 yıllarında ARZAVA konfederasyonunun siyasi merkezi olmuştur. Bu durum M:Ö. 1000 yılına kadar çeşitli toplumların yerleşmesiyle devam eder.M.Ö. 8.yy’da Pisidia’nın batı bölgesi Friglerin hakimiyetine girmiştir.
Yarışlı Gölü’ndeki yerleşim yerinde Frig keramiklerinin bulunması bu tezi desteklemektedir. M.Ö. 696-676 Frig devletini yıkan Lidyalıların bölgeye hakim olduğunu görüyoruz.M.Ö. 546 yılında Lidyalıları yenen Persler,bölgeyi ele geçirmişlerdir. M.Ö. 334’te Büyük İskender,Biga Çayı kenarında Persleri mağlup eder ve Anadolu’ya yönelir.
Önce Bodrum,Milet ve Phaselis’i alır. Daha sonra Perge,Side,Aspendos’u alır ve M.Ö.333’te de Sagalassos ve Kremna’yı da zapteder. Büyük İskenderin M.Ö. 323 yılında ölümü,imparatorluğun paylaşılmasına sebep olur. Bölgeye, M.Ö. 321 yılında komutan Antigonos hakim olur.Fakat M.Ö.301 yılında İpsos Savaşında Selefkoslulara yenilince ülkesini kaybeder. Selefkoslardan sonra bölge,Bergama krallığına ve daha sonra da Roma’ya bağlanır.
Bu durum, M.S. 395 yılına kadar devam eder. Bu yıl Roma İmparatorluğu ikiye bölünür; bölge Doğu Roma(Bizans) idaresine girer. Bu durum M.S. Xl yy. sonlarına kadar devam eder ve bu tarihten itibaren Türk hakimiyeti başlar. Roma çağında Psidia’nın her tarafında kesif bir yerleşme vardır. Bir çok yeni şehir kurulmuş, eski merkezler yeniden onarılmıştır.

Kuruçay Höyükte bulunan madeni keskiler,ok uçları gibi aletler çağın özelliğini yansıtırlar. Ayrıca Uğurlu Höyük,Kızılkaya Höyük,Karamanlı Çamur Höyük,Tefenni Beyköy Höyükte bu çağı destekleyen malzemeler elde edilmiştir.M.Ö. 3000-2000 yılları arasına tarihlenen

Eski Tunç Çağında,medeniyet daha gelişmiş,taş aletlerin yerini tunçtan yapılan aletler almıştır. Çağın özelliklerini yansıtan bir başka grup da,pişmiş toprak ve mermerden yapılmış keman tipi idollerdir.

İlimizde Yassıgüme Höyük,Burdur Höyük,İncirdere Höyük,Tepecik Höyük gibi yerleşim yerlerinde eski tunç çağı malzemesi yaygın olarak tespit edilmiştir.İlimiz, bugünkü sınırları ile Isparta ve Antalya illerini de içine alan antik PİSİDİA bölgesinde kalmaktadır. Bu bölge Pers döneminin ortalarına kadar karanlıkta kalmış,henüz

aydınlatılamamıştır. Bölge, M.Ö. 2000 yıllarında ARZAVA konfederasyonunun siyasi merkezi olmuştur. Bu durum M:Ö. 1000 yılına kadar çeşitli toplumların yerleşmesiyle devam eder.M.Ö. 8.yy’da Pisidia’nın batı bölgesi Friglerin hakimiyetine girmiştir.

Yarışlı Gölü’ndeki yerleşim yerinde Frig keramiklerinin bulunması bu tezi desteklemektedir. M.Ö. 696-676 Frig devletini yıkan Lidyalıların bölgeye hakim olduğunu görüyoruz.M.Ö. 546 yılında Lidyalıları yenen Persler,bölgeyi ele geçirmişlerdir. M.Ö. 334’te Büyük İskender,Biga Çayı kenarında Persleri mağlup eder ve Anadolu’ya yönelir.

Önce Bodrum,Milet ve Phaselis’i alır. Daha sonra Perge,Side,Aspendos’u alır ve M.Ö.333’te de Sagalassos ve Kremna’yı da zapteder. Büyük İskenderin M.Ö. 323 yılında ölümü,imparatorluğun paylaşılmasına sebep olur. Bölgeye, M.Ö. 321 yılında komutan Antigonos hakim olur.Fakat M.Ö.301 yılında İpsos Savaşında Selefkoslulara yenilince ülkesini kaybeder. Selefkoslardan sonra bölge,Bergama krallığına ve daha sonra da Roma’ya bağlanır.

Bu durum, M.S. 395 yılına kadar devam eder. Bu yıl Roma İmparatorluğu ikiye bölünür; bölge Doğu Roma(Bizans) idaresine girer. Bu durum M.S. Xl yy. sonlarına kadar devam eder ve bu tarihten itibaren Türk hakimiyeti başlar. Roma çağında Psidia’nın her tarafında kesif bir yerleşme vardır. Bir çok yeni şehir kurulmuş, eski merkezler yeniden onarılmıştır.
1071 Malazgirt Meydan Muharebesinden sonra ise bölge; sırasıyla Selçuklular, Hamitoğulları ve Osmanlıların hakimiyeti altına girmiştir. Anadolu’ya yayılan Oğuz boyları muhtemelen 1075’lerde o zaman Psidia diye adlandırılan bölgeye ve Burdur’a yerleşmeye başladılar.
İlk yerleşim yerleri Şekerpınarı-Hamam bendi mevkii olmuştur. Çoğunluğu Kınalı aşiretinden olan Türkmenler, en az 2000 çadırdan meydana gelen bir toplulukla yerleşim yerleri kurmaya başladılar. Başlangıçta kendi başlarına hiçbir devlete bağlı olmadan ve komşuları olan Bizanslılarla mücadele ederek varlıklarını sürdürdüler. Bu mücadelelerin en önemlisi
Dinar yakınlarında Bizanslı Manüel Kommenos komutasındaki orduyu yenmeleridir.Bilhassa Haçlı Seferleri döneminde Selçuklu Hükümdarı I. Mesut ve II. Kılıçarslan'ın Erle ovasında bu orduyu yenilgiye uğratması Selçuklu hakimiyetini bu bölgede kolaylaştırdı. Selçuklu Hükümdarı II. İzzeddin Kılıçarslan Denizli, Uluborlu, Burdur ve Antalya'ya kadar olan bölgeyi ve Türkmen aşiretlerini idaresi altına aldı.

İlk yerleşim yerleri Şekerpınarı-Hamam bendi mevkii olmuştur. Çoğunluğu Kınalı aşiretinden olan Türkmenler, en az 2000 çadırdan meydana gelen bir toplulukla yerleşim yerleri kurmaya başladılar. Başlangıçta kendi başlarına hiçbir devlete bağlı olmadan ve komşuları olan Bizanslılarla mücadele ederek varlıklarını sürdürdüler. Bu mücadelelerin en önemlisi

Dinar yakınlarında Bizanslı Manüel Kommenos komutasındaki orduyu yenmeleridir.Bilhassa Haçlı Seferleri döneminde Selçuklu Hükümdarı I. Mesut ve II. Kılıçarslan'ın Erle ovasında bu orduyu yenilgiye uğratması Selçuklu hakimiyetini bu bölgede kolaylaştırdı. Selçuklu Hükümdarı II. İzzeddin Kılıçarslan Denizli, Uluborlu, Burdur ve Antalya'ya kadar olan bölgeyi ve Türkmen aşiretlerini idaresi altına aldı.
Fakat Türkmen aşiretleri üzerinde tam bir otorite sağlayamadı. Bölge; 1219 ve 1236 yıllarında tekrar I. Keykavus ve Alaaddin Keykubat tarafından alındı. Böylece, bölge kesinlikle Selçuklu hakimiyetine girmiş oldu. 1257 yılında Selçuklu Devleti üç kardeş arasında pay edildi. Fakat II. Alaaddin Keykubat ölünce, II.İzeddin ve IV. Rukneddin Kılıçarslan arasında paylaşıldı.
Ama iki kardeş arasında çıkan şavaşta Rukneddin yenildi ve Burdur kalesine hapsedildi. 1259 tarihinde hapisten çıkarak Selçuklu tahtına oturdu.
Rukneddin Kılıçarslan hapis dönemi olaylarının intikamını almaya başladı. Bu yüzden huzursuzluk arttı. Bu arada Baba İlyas ve Baba İshak isyanları da devletin otoritesini sarstı. Ve nihayet Selçuklu Devleti 1303 yılında tamamen ortadan kalktı.Bu otorite boşluğundan istifade eden Selçukluya bağlı aşiret ve oymakların "Uç" Beyleri de kendi başlarına hükümet kurmaya başladılar.

Ama iki kardeş arasında çıkan şavaşta Rukneddin yenildi ve Burdur kalesine hapsedildi. 1259 tarihinde hapisten çıkarak Selçuklu tahtına oturdu.

Rukneddin Kılıçarslan hapis dönemi olaylarının intikamını almaya başladı. Bu yüzden huzursuzluk arttı. Bu arada Baba İlyas ve Baba İshak isyanları da devletin otoritesini sarstı. Ve nihayet Selçuklu Devleti 1303 yılında tamamen ortadan kalktı.Bu otorite boşluğundan istifade eden Selçukluya bağlı aşiret ve oymakların "Uç" Beyleri de kendi başlarına hükümet kurmaya başladılar.
Antalya ve Denizli'nin Türk hakimiyetine girmesinden sonra akın akın gelen aşiret ve oymaklar, bilhassa Kayı, Avşar, Bayındır, Büğdüz, Yazır, Yiva ve diğerlerinin toplamı 200 bin çadıra ulaşmıştı. Bu türkmen nüfusunun merkezi de Burdur olmuştur. Celaleddin Harzemşah'ın komutanlarından ve Yomut kabilesinden olan Hamit Bey, Selçukluların döneminde Burdur ve Çığralı'ya kadar olan bölgenin sınır beyiydi.
Selçuklunun yıkılma dönemine denk gelen Hamitoğulları Beyliğinin esas kurucusu Hamit Bey'in torunu olan Felekeddin Dündar Beydir.
Bir "Uç" beyi olan Dündar Bey, beyliğini Burdur'da ilan ederek, beyliğini dedesinin adına hürmeten "Hamitoğulları" olarak duyurdu. Hamitoğullarının en parlak dönemi Dündar Bey'in zamanıdır. Beyliğin sınırları genişlemiş, Antalya, Gölhisar ve Korkuteli beyliğe katılmıştır. Burdur ili, dönemin en önemli merkezi olmuştur. Sanat, ticaret ve nakliye gelişmiştir.

Selçuklunun yıkılma dönemine denk gelen Hamitoğulları Beyliğinin esas kurucusu Hamit Bey'in torunu olan Felekeddin Dündar Beydir.

Bir "Uç" beyi olan Dündar Bey, beyliğini Burdur'da ilan ederek, beyliğini dedesinin adına hürmeten "Hamitoğulları" olarak duyurdu. Hamitoğullarının en parlak dönemi Dündar Bey'in zamanıdır. Beyliğin sınırları genişlemiş, Antalya, Gölhisar ve Korkuteli beyliğe katılmıştır. Burdur ili, dönemin en önemli merkezi olmuştur. Sanat, ticaret ve nakliye gelişmiştir.
İlhanlılar Anadolu’ya geldiğinde diğer beylikler gibi Hamitoğulları da bağlılıklarını Başvezir Emirçoban’a bildirerek, İlhanlı fırtınasını kazasız atlatma yoluna gitmiştir. Emirçobanoğlu Timurtaş’ı (Demirtaş), Anadolu Valisi olarak atamıştır.
Timurtaş Anadolu’daki beylikleri tek tek ortadan kaldırmaya başlamıştır. Hamitoğulları'nın da üzerine yürüdü. Dündar Beyi 1323 yılında Antalya’da öldürdü ve Hamitoğullarının toprağını ilhak etti. Bu durum karşısında Dündar Beyin oğulları memleketten kaçtılar. Bu hakimiyet 1327 yılına kadar devam etti. Oğlunun yaptıklarını tasvip etmeyen Emirçoban, Anadolu’ya gelerek oğlunu ortadan kaldırmak istedi. Timurtaş Mısır’a kaçtı, fakat orada öldürüldü.

Timurtaş Anadolu’daki beylikleri tek tek ortadan kaldırmaya başlamıştır. Hamitoğulları'nın da üzerine yürüdü. Dündar Beyi 1323 yılında Antalya’da öldürdü ve Hamitoğullarının toprağını ilhak etti. Bu durum karşısında Dündar Beyin oğulları memleketten kaçtılar. Bu hakimiyet 1327 yılına kadar devam etti. Oğlunun yaptıklarını tasvip etmeyen Emirçoban, Anadolu’ya gelerek oğlunu ortadan kaldırmak istedi. Timurtaş Mısır’a kaçtı, fakat orada öldürüldü.
Hızır Beyin ölümünden sonra yerine, Dündar Beyin diğer oğlu İshak Bey geçti. İshak Beyin Beyşehir ve Akşehir’e kadar beyliğin sınırlarını genişlettiğini görüyoruz. İshak Beyin 1335’te ölümünden sonra yerine oğlu Muzafereddin Mustafa Bey geçti. Onun da yerine oğlu Hüsameddin İlyas Bey 1349’da başa geçti. İlyas Bey
Karamanoğullarıyla savaştı; fakat topraklarını kaybetti. Germiyanoğulları'nın yardımıyla topraklarını geri aldı. Yerine geçen Kemaleddin Hüseyin Bey, Karamanoğulları’nın saldırısına uğradı. Ama Osmanlılar ve Germiyanoğulları’nın yardımıyla kurtuldu. Bu sırada Anadolu’nun Söğüt Bölgesinde gittikçe büyüyen ve kuvvetlenen ve Osmanoğulları tarafından kurulan Osmanlı Devleti dikkat çekiyordu. Osmanlı padişahı Murat Hüdavendigar Kosova’da şehit olunca yerine oğlu Yıldırım Beyazıt geçmişti. Yıldırım Beyazıt’ın hükümdarlığını başta
Karamanoğulları olmak üzere diğer beylikler de tanımadılar. Yıldırım Beyazıt Anadolu’ya geçerek bu beylikleri teker teker ortadan kaldırdı. Hamitoğulları Beyliğini de ortadan kaldırarak Anadolu Beylerbeyliğinin merkezi olan Kütahya’ya bağladı (1391). Böylece Hamitoğulları ve diğer beylikler ortadan kalkmış ve Anadolu’da Türk Birliği sağlanmıştır. Hamitoğullarının son beyi Kemaleddin Hüseyin Beyin oğlu Mustafa Bey, Osmanlı komutanı olarak görev almıştır. Böylece Burdur’un Osmanlı Dönemi başlamıştır.

Karamanoğullarıyla savaştı; fakat topraklarını kaybetti. Germiyanoğulları'nın yardımıyla topraklarını geri aldı. Yerine geçen Kemaleddin Hüseyin Bey, Karamanoğulları’nın saldırısına uğradı. Ama Osmanlılar ve Germiyanoğulları’nın yardımıyla kurtuldu. Bu sırada Anadolu’nun Söğüt Bölgesinde gittikçe büyüyen ve kuvvetlenen ve Osmanoğulları tarafından kurulan Osmanlı Devleti dikkat çekiyordu. Osmanlı padişahı Murat Hüdavendigar Kosova’da şehit olunca yerine oğlu Yıldırım Beyazıt geçmişti. Yıldırım Beyazıt’ın hükümdarlığını başta

Karamanoğulları olmak üzere diğer beylikler de tanımadılar. Yıldırım Beyazıt Anadolu’ya geçerek bu beylikleri teker teker ortadan kaldırdı. Hamitoğulları Beyliğini de ortadan kaldırarak Anadolu Beylerbeyliğinin merkezi olan Kütahya’ya bağladı (1391). Böylece Hamitoğulları ve diğer beylikler ortadan kalkmış ve Anadolu’da Türk Birliği sağlanmıştır. Hamitoğullarının son beyi Kemaleddin Hüseyin Beyin oğlu Mustafa Bey, Osmanlı komutanı olarak görev almıştır. Böylece Burdur’un Osmanlı Dönemi başlamıştır.
XVl. yy'a kadar Burdur'da önemli olaylar olmamıştır. 1522’de de Burdur Tirkemiş İlçesi merkezi durumundadır. Bu dönemde şehir eskiye nazaran daha gelişmiştir. XVl. yy'ın sonuna doğru şehir biraz daha büyümüştür. Ekonomi canlanmıştır. Bu bakımdan verilen vergiler fazlalaşmıştır.
1839 Tanzimat hareketinden sonra Burdur, Kütahya ilinden ayrılarak Konya ilinin Isparta kaymakamlığına bağlandı. 1850 yılına kadar bu bağımlılık sürdü. Daha sonra başta Saden oğlu Hacı İsmail Ağa olmak üzere Burdur’un Sancak olması için uğraşmışlar ve 1872 yılında Burdur sancak olmuştur. Burdur’un ilk sancakbeyi Mehmet İzzet Paşadır.

1839 Tanzimat hareketinden sonra Burdur, Kütahya ilinden ayrılarak Konya ilinin Isparta kaymakamlığına bağlandı. 1850 yılına kadar bu bağımlılık sürdü. Daha sonra başta Saden oğlu Hacı İsmail Ağa olmak üzere Burdur’un Sancak olması için uğraşmışlar ve 1872 yılında Burdur sancak olmuştur. Burdur’un ilk sancakbeyi Mehmet İzzet Paşadır.
Konak, zemin katı pencere bitimine kadar devam eden taş temelin üzerinde ahşap ve kalın masif kerpiç duvarlardan oluşmuş iki katlı bir yapıdır. Üst kata taş merdivenle çıkılmaktadır. Üst katın bahçeye ve ara sokağa bakan geniş bir eyvanı vardır. Eyvanın tavanı çıtalarla süslüdür Çıtaların arası da yeşil, kırmızı toprak boyalarla süslenmiştir.
Konağın beşik çatısı alaturka kiremitlerle örtülmüştür. Saçağın ahşap yüzeyleri de aynen eyvanın tavanı gibi yeşil, kırmızı toprak boyalarla süslü çıtalarla donatılmıştır. Direkler arasındaki boyalı süslü sivri kemerler, eli böğründeler, geniş ve boyalı çıkma çıtalı bu saçaklık mimariyi tamamlayan aksesuarı oluşturmaktadır.
Konağın beşik çatısı alaturka kiremitlerle örtülmüştür. Saçağın ahşap yüzeyleri de aynen eyvanın tavanı gibi yeşil, kırmızı toprak boyalarla süslü çıtalarla donatılmıştır. Direkler arasındaki boyalı süslü sivri kemerler, eli böğründeler, geniş ve boyalı çıkma çıtalı bu saçaklık mimariyi tamamlayan aksesuarı oluşturmaktadır.
Eyvanın doğu kenarında selamlık, yani Başoda yer almaktadır. Konağın en göz alıcı odası başodadır. Başoda kapısından başlayarak pencere, vitray pencereleri, dolap kapakları ve üstündeki nişleri, davlumbaz, pencere üzerinde dolaşan pervazlar, yüklük kapakları, dört tarafı çeviren koltuk silmeleri, tavan ve tavan göbekleri altın ve gümüş varakla
ve kalem işi boyalarla süslüdür. Motifler, bütünüyle devrin bitkisel süslemelerini yansıtırlar. Bütün bu altın ve gümüş kaplamalar, ahşap işçiliği ile kalem işi denilen boyalı süslemeleriyle ender rastlanan güzellikte bir başoda ortaya çıkarmıştır. Başodanın tabanı iki kademelidir. Cumbalı kısım döşemeden yükseltilmiştir.
ve kalem işi boyalarla süslüdür. Motifler, bütünüyle devrin bitkisel süslemelerini yansıtırlar. Bütün bu altın ve gümüş kaplamalar, ahşap işçiliği ile kalem işi denilen boyalı süslemeleriyle ender rastlanan güzellikte bir başoda ortaya çıkarmıştır. Başodanın tabanı iki kademelidir. Cumbalı kısım döşemeden yükseltilmiştir.
Ahşap korkuluklu merdivenle önce ikinci kattaki sofaya çıkılır. Dikdörtgen biçimdeki sofanın güney ve batı cephesi boyunca odalar sıralanır. Kuzey kısmında ise bir köşkü bulunur. Bu sofa çıtalarla oluşturulmuş kafesler ile dışa kapatılmıştır.
Sofanın çatı kısmı ahşap çıtalarla çakma tekniğinde yapılmış olup, çıtalar ve çıtalar arasındaki büyüklü küçüklü üçgenler; mavi, kırmızı ve yeşil renklerle boyanmıştır. Sofanın kuzey kısmında başoda yer almaktadır.
Sofanın çatı kısmı ahşap çıtalarla çakma tekniğinde yapılmış olup, çıtalar ve çıtalar arasındaki büyüklü küçüklü üçgenler; mavi, kırmızı ve yeşil renklerle boyanmıştır. Sofanın kuzey kısmında başoda yer almaktadır.
Bu sütün çelerin aynısı tavana da yatay olarak yapılmıştır. Odanın girişinde yüklük boyunca zeminden alçaltılmış dar bir pabuçluk yer alır. Odanın ışıklandırılması iki yönden, iki sıralı pencerelerle sağlanmaktadır. Bunların içindeki vitray pencereler odaya ayrı bir güzellik vermektedir. Alt sıra pencerelerin dış kısımları, demir lokmalı parmaklıklı
ve düz ahşap kepenklidir. İç kısımları ise; pervazlar kalem işi çiçek motifli ve pencere ve dolap aynalarında alçı kabartma ve altın varak kaplı harflerle Osmanlıca ve Farsça olarak yazılmış birer mısralık, konağı ve sahibini öven yazılar bulunmaktadır. Binanın, Başodadan başka sofaya açılan dört odası daha vardır. Bu odaların sofaya açılan ahşap
kapaklı pencereleri, sofadan odalara ışık girmesini sağlamaktadır. Bitişiğindeki oda, bir kapı ile Başodaya geçişlidir. Güney cephede alçı şerbetlikle, ahşap tavan işlemesiyle geleneksel Türk evi karakterini yansıtan ikinci bir Başoda yer alır.
ve düz ahşap kepenklidir. İç kısımları ise; pervazlar kalem işi çiçek motifli ve pencere ve dolap aynalarında alçı kabartma ve altın varak kaplı harflerle Osmanlıca ve Farsça olarak yazılmış birer mısralık, konağı ve sahibini öven yazılar bulunmaktadır. Binanın, Başodadan başka sofaya açılan dört odası daha vardır. Bu odaların sofaya açılan ahşap
kapaklı pencereleri, sofadan odalara ışık girmesini sağlamaktadır. Bitişiğindeki oda, bir kapı ile Başodaya geçişlidir. Güney cephede alçı şerbetlikle, ahşap tavan işlemesiyle geleneksel Türk evi karakterini yansıtan ikinci bir Başoda yer alır.
Merkez Oluklaraltı caddesindedir. 19.yy. yapısıdır. İki katlı, taş temel üzerine bağdadi olarak yapılmış olup, çatısı alaturka kiremit ile örtülmüştür. Alt katta kışlık odalar ve kiler, üst katta ise ortadaki ince uzun sofaya açılan dört oda yer almaktadır.
Tavanlar ahşap işlemelidir. Bol sayıda pencereler ışıklandırmayı sağlar ve ahşap kepenklidir. Odaların alçı şerbetlikler, ahşap yüklükler, ahşap tavan ve tabanlar ortak özellikleridir. Başodanın tavan süslemeleri ve alçı şerbetliği diğerlerine göre daha özenlidir. Tavanda dairelerle oluşturulmuş, çiçek motifleriyle bezenmiş bir orta göbek ve bunu çevreleyen baklava dilimi motiflerle süslü bir bordür yer almaktadır.
Tavanlar ahşap işlemelidir. Bol sayıda pencereler ışıklandırmayı sağlar ve ahşap kepenklidir. Odaların alçı şerbetlikler, ahşap yüklükler, ahşap tavan ve tabanlar ortak özellikleridir. Başodanın tavan süslemeleri ve alçı şerbetliği diğerlerine göre daha özenlidir. Tavanda dairelerle oluşturulmuş, çiçek motifleriyle bezenmiş bir orta göbek ve bunu çevreleyen baklava dilimi motiflerle süslü bir bordür yer almaktadır.